BilimGenelMakalelerSağlık

Metabolik Sendrom (Sendrom X)

Metabolik sendrom, insülin direnciyle başlayan obezite, glukoz intoleransı, dislipidemi, hipertansiyon ve koroner arter hastalığı (KAH) gibi sistemik bozuklukların birbirine eklendiği bir endokrin bozukluktur. Metabolik sendromdan farklı olarak insülin direnci sendromu, sendrom X, polimetabolik sendrom gibi farklı terimlerde kullanılmaktadır.

Metabolik sendromun oluşmasına sebep olan en büyük risk faktörleri obezite ve insülin direncidir. Poligenik yatkınlık söz konusu olsa da, modern kent yaşamının getirdiği hareketsiz yaşam ve yüksek kalorili beslenme sendromun seyrini daha da olumsuz etkilemektedir.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 1998 yılında metabolik sendromu, diyabet, bozulmuş açlık glukozu, bozulmuş glukoz toleransı veya insülin direnciyle birlikte hipertansiyon, hiperlipidemi, obezite ve mikroalbuminüriden en az ikisinin bulunması olarak tanımlamıştır.

2005 yılında Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF) ise farklı etnik gruplara göre farklı eşik değerlerin tariflendiği kılavuza göre metabolik sendrom tanısı koyabilmek için obezite mutlaka aranmalı, ek olarak yüksek trigliserid, düşük HDL, yüksek kan basıncı, yüksek açlık glukozundan en az iki tanesinin bulunması gerekmektedir.

Türkiye Endokrinoloji Metabolizma Derneği, Metabolik Sendrom Çalışma Grubunun önerdiği, Metabolik Sendrom Tanı Kriterleri (2005)

Aşağıdakilerden en az biri:

Aşağıdakilerden en az ikisi:

  • Hipertansiyon  veya antihipertansif kullanıyor olmak
  • Dislipidemi (trigliserid düzeyi > 150 mg/dl veya HDL kolesterol düzeyi erkekte < 40 mg/dl, kadında < 50 mg/dl)
  • Obezite (BKİ > 30 kg/m2 veya bel çevresi: erkeklerde > 94 cm, kadınlarda 80 cm)*

Metabolik Sendrom Bileşenleri

  • İnsülin direnci: Normal konsantrasyondaki insülinin normalden daha az biyolojik yanıt oluşturması ya da insülinin metabolik etkilerine karşı direnç oluşturması durumudur.
  • Diabetes mellitus: İnsülin salgılanması ve insülinin aktivitesinde ya da her ikisinde birden oluşan hasarlar sonucunda, kan şekerinin yükselmesi ve karbonhidrat, protein ve yağ metabolizmasındaki anormallikler ile karakterize bir hastalıktır
  • Hipertansiyon: İnsülin direnci ve hiperinsülineminin etkisiyle böbreklerden sodyum atımında azalma, sempatik sinir sisteminin aktivasyonu ve vasküler fonksiyonlarda bozulma sonucu gelişir.
  • Dislipidemi: Obezite ve insülin direnci etkisiyle gelişen dislipidemi, HDL kolesterol düşüklüğü ve trigliserid yüksekliği ile karakterizedir.
  • Obezite: Pratik olarak olması gerekenden fazla miktarda yağ dokusunun vücutta biriktiği durumdur.
  • Koroner arter hastalığı: Koroner arterlerin genellikle ateroskleroz nedeniyle daralması ve tıkanmasıyla arterlerin iç duvarlarında kolesterol ve plak meydana gelmesidir.
  • Non-alkolik yağlı karaciğer: Alkol almayan kişilerde alkole bağlı yağlı karaciğer hastalığının histolojik bulgularının olduğu karaciğer hastalığıdır. İnsülin direnci karaciğerde basit yağ birikiminden (hepatosteatoz), transaminaz yüksekliği (steatohepatit), hatta siroza kadar uzanabilen bir seyir izler.
  • Polikistik over sendromu: İnsülin direnci ile ortaya çıkan kronik olarak yumurtlamanın olmaması ve erkeklik belirtileri ile karekterizedir.
  • Hiperkoagülabilite: İnsülin direnci; plazminojen aktivatör inhibitör-1, koagülan sistem bileşenleri ve fibrinojen düzeylerini yükselterek makrovaküler hastalık riskini arttırır. Kanın yüksek pıhtılaşma gücü.

Metabolik Sendrom Riski Kimlerde Yüksektir?

Metabolik sendrom fazla kilolu olan, az hareket eden, sağlıksız beslenen kişilerde görülmesi daha olasıdır. Ailesinde şeker hastalığı ve yüksek tansiyon öyküsü olanlarda metabolik sendrom riski daha fazladır.

Ülkemizde yapılan çalışmalar toplumumuzun giderek şişmanladığını; abdominal obezitenin ve metabolik sendrom riskinin özellikle genç-orta yaş kadınlarda hızla arttığını ortaya koymaktadır. 2004 yılında yapılan METSAR (Türkiye Metabolik Sendrom Araştırması) sonuçlarına göre 20 yaş ve üzerindeki erişkinlerde metabolik sendrom sıklığı % 35 olarak saptanmıştır. Ülkemizde metabolik sendrom görülme sıklığı, erkeklerde % 28, kadınlarda ise % 40 gibi oldukça yüksek değerlerdedir.

Metabolik Sendromda Tedavi Yaklaşımları

Çevresel faktörlerin etkisiyle ortaya çıkan bir hastalık olan metabolik sendromda hedef yaklaşım, yaşam tarzının düzenlenmesi olmalıdır. Amaç kardiyovasküler hastalık riskinin ve diyabetin önlenmesidir. Sağlıklı ve dengeli bir beslenmenin egzersiz programıyla desteklenmesiyle sağlanan kilo kaybı, metabolik sendromda ortaya çıkan tüm hastallıklarda düzeltici yönde etki gösteririr.

Tedavi Edici Yaşam Tarzı Değişiklikleri

  • Metabolik sendrom tedavi hedefleri; insülin direncine sebep olan olumsuz faktörlerinin yaşam şekli değişiklikleri ile kontrol altına alınması ve gerekli koşullarda ilaç tedavisinin başlanmasıdır. Yaşam tarzı değişikliği en uygun tedavi yöntemi olup, kilo kaybı ve sağlıklı beslenmenin sağlanması, düzenli egzersiz yapılması, ve sigaranın kesilmesi ile sağlanır.
  • Abdominal obezitenin önlenmesi için 6-12 aylık sürede toplam vücut ağırlığında %7-10’luk bir düşüş sağlayacak ve bunu devam ettirecek bir yaşam tarzı düzenlenmesinin; kalori alımının kısıtlanması, fiziksel aktivitenin artırılması ve kişilerin bu konuda motive edilmesiyle metabolik sendromun tedavisinin sağlanabileceği bildirilmektedir.
  • Güncel klinik kanıtlar, haftalık fiziksel aktivitede 100-300 dakikayı bulan ve vücut ağırlığında yalnızca %5-7’lik bir azalma sağlayan yaklaşımların bile metabolik sendromu engellemeye yettiğini; tip 2 diabetes mellitus başlangıcını üç yıllık bir dönemde %58 azalttığı, glukoz intoleransı, lipid bozuklukları ve hipertansiyon üzerinde olumlu bir etki oluşturduğunu ortaya koymaktadır.
  • Diyet düzenlenmesinin obezite kontrolünün yanısıra kan basıncı, glisemi ve lipid düzeyleri üzerinde olumlu etkisinin olduğu bilinmektedir.
  • Genel olarak; doymuş yağlardan ve kolesterolden kısıtlı, tekli (zeytinyağı, fındık yağı) ve çoklu doymamış yağ asitleri (soya, ayçiçeği, mısır özü yağı), kompleks karbonhidratlardan zengin, bol meyve ve sebze tüketimini ve hipertansiyonu olanlarda tuz kısıtlamasını içeren diyet modelleri önerilmektedir.
  • Geleneksel Akdeniz diyeti koroner kalp hastalığının ve metabolik sendromun önlenmesinde en önemli tedavi seçeneklerinden biridir. Akdeniz diyetinin önemli bir bileşeni olan zeytinyağının, kan basıncını düşürmede de etkisi olduğu savunulmakta ve diğer önemli bileşeni  omega-3 yağ asidi ve antioksidanlardan zengin balık, sebze ve meyve, kuru baklagil, saflaştırılmamış taneli tahıllar gibi besinlerin  tüketiminin artırılmasının koroner hastalıkların riskini ve ölüm riskini azalttığı gösterildiği bildirilmiştir
  • Düşük yağlı süt ve ürünlerinin tercih edilmesi, metabolik sendromu azalttığı gibi, kalsiyum içermesi ile osteoporozu önlemesi ve zayıflamaya katkısı da önemlidir.
  • Düşük glisemik indekse sahip besinler insülin direncini düşürebilir ve metabolik sendromu iyileştirebilir.
  • Metabolik sendromlu hastaların sigara ve alkol kullanmalarının kardiyovasküler, metabolik ve hepatik komplikasyonları artıracağı nedeniyle yaşam tarzı değişikliklerinde sigara ve alkolün bırakılması önemle vurgulanmaktadır.

Kaynakça

  • Prof. Dr. Ayşe Baysal / Hastalıklarda Beslenme Tedavisi / Hatipoğlu Yayınları / 17. Baskı
  • http://www.ankaramedicaljournal.com/tr/download/article-file/19708
  • http://temd.org.tr/admin/uploads/tbl_yayinlar/metabolik_sendrom.pdf
  • https://tkv.org.tr/saglikli-bilgiler/makaleler/metabolik-sendrom-nedir

Etiketler

Soru Cevap banner

Öznur Bilir

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü mezunuyum. Aydın'da yaşıyorum ve yaptığım aktivitelerden dolayı sürekli İzmir'de bulunuyorum. Yetişkin hastalıkları ,nefroloji ve onkoloji alanlarına ilgim var. Beslenme ve diyetetik alanında araştırmalar yapmayı, aldığım eğitim ve katıldığım seminerler ve kongreler doğrultusunda öğrendiklerimi doğru ve etkin şekilde paylaşmayı seviyorum.

2 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı