Bilim Ve Tekno

GDO Nedir? Ne Değildir?

GDO Nedir? Ne Değildir?

Evet, bu başlık altında GDO‘yu konuşacağız. GDO nedir? Neden insanlar GDO’yu bu kadar konuşuyor? Neden organizmaların genetiği değiştiriliyor? Bu soruların ve daha fazlasının cevaplarını elimden geldiğince sizlere vermeye çalışacağım. O zaman başlayalım.

GDO Nedir?

GDO, diğer bir değiş ile genetiği değiştirilmiş organizma; organizmaların büyük bir kısmı ile besinlerin, DNA’ları ile oynayarak, DNA‘sında sahip olmadığı özelliği, o özellikten sorumlu genler ile besine ya da organizmaya kazandırmaktır. Nasıl yani, patatesi kanatlandırmak gibi mi? Bu surunun cevabı biraz evet, biraz hayır. Peki nedir, bu sorunun cevabı?

Şöyle anlatayım; domates suyu ve güneşi çok sever. Çiftçinin biri domates ekiyor, belki de oldukça fazla masraf ederek, gübresini alıyor, gerekli ilaçlamaları yapıyor. Bunların hepsini yaptıktan 5 gün sonra hava birden bozuluyor, belkide bir kaç hafta düzenli güneş çıkmıyor ya da bir kaç gün geceler çok soğuk oluyor. Çiftçimizin ekmiş olduğu domates çürümeye başlıyor. Belkide ekmiş olduğu domateslerin sadece %20-25’i şartları atlatabiliyor. Doğal olarak çiftçi zarar ediyor ve zararını hafifletmek için domatesin fiyatını arttırıyor. İnsanlar domates alırken önce fiyatını düşünüyor.

Bir çok insan domates yiyemiyor. Domates yemezsek ölür müyüz sorusu bir çoğunuzun kafasında oluşmuştur sanırım. Şöyle söyleyeyim, domates sadece bir örnekti. Neyse bu duruma tanık olan çiftçi ne yapsın, bir sonraki yıl da aynı duruma düşmemek için GDO’lu tohum alıyor ve onları ekiyor. Zor şartlardan geçen domateslerin belkide %90-95’i sağlam bir şekilde tarladan toplanıyor. İnsanların sofrasına ucuz bir domates geliyor, bir çok insan domatesi alırken fiyatını düşünmüyor. Peki bu domates ne kadar organik? Şöyle düşünün; önünüze gelen domateslerin %10’u hasatı böcekten korumak için kullanılan ilaçları içeriyor. %10’u soğuktan korumak için kullanılan ilaçları içeriyor. %15’i kuraklığa dayanabilmesi içeren gerekli genleri içeriyor. %15’i güneşsiz günlerde hayatta kalabilmesini sağlayacak genleri içeriyor. Peki siz söyleyin yediğiniz şeyin % kaçı domates? Yani GDO’nun yararları olduğu gibi zararları da var. Nedir bu yararlar ve zararlar gelin birlikte inceleyelim.

GDO’nun Yararları nelerdir?

Gen aktarımı ya da gen değişimi olarak bilinen GDO sayesinde 7 milyardan fazla insanın yaşamış olduğu gezegenimizde açlığa tamamen de olmasa büyük bir miktar çözüm olmuştur. Hatta 2050 yılında ortalama olarak bur sayının 9 milyarı bulacağını tahmin edersek GDO bir vazgeçilmezdir. GDO hasatı hastalıklara karşı korumakla kalmaz aynı zamanda böceklerden de korur. Yani GDO böcekler ile mücadele için de kullanılmaktadır. GDO besin öğelerinin değerini yükseltir. Yani insanların hormonlu domates olarak isimlendirdiği domatesler, boyutuna doğru orantılı olarak daha fazla vitamin içeriyor. GDO’lu besinlerin saklama ömrü daha fazladır. Yani almış olduğumuz domateslerin raf ömrünü  arttırarak aynı gün toplanan domatesin kışın da tüketilmesini sağlar.

Yeterince domates örneği verdik sanırım; fakat organizmadan kasıt sadece meyve sebze değil. Biyoteknoloji çalışmaları sonucu, hayvanların da GDO’ya dahil edildiğini söyleyebiliriz. Peki nasıl? Şöyle düşünün; balık çiftlikleri var ve bu çiftliklerde yetiştirilen balıklar var. Bu balıklarda GDO olması demek daha önce de dediğimiz gibi organizmanın boyutunu ve buna oranla besin değerleri yükseltilebiliyor. Bir çiftlik daha düşünün yetiştirilen ineklerin süt verimleri GDO ile arttırılabiliyor. Yetiştirilen inekler daha zengin besin değerlerine sahip süt üretiyor. GDO bununla sınırlı değil doğurganlık ve büyüme hızını da artırabiliyoruz. Yani İnekler daha hızlı büyüyor, olgunluğa erişiyor ve daha fazla doğum yapıyor.

Tıpta da GDO kullanılabiliyor. Hayır yanlış anlamadınız, tıp alanında GDO kullanmaktayız. Bazı organizmalar ile tripsin, insulin üretebiliyoruz. Antikorlar üretebiliyoruz. Bunun dışında endüstride de GDO kullanıyoruz, bazı enzimleri üretmede kullanabiliyoruz ve bu enzimlerle de çeşitli kimyasallar üretebiliyoruz.

GDO’nun Zararları Nelerdir?

Bahsettiğimiz özelliklere sahip GDO’nun ne yazık ki, yararları olduğu zararları da bulunmaktadır. Hatta oldukça zarara sahip GDO için bir çok sivil toplum kuruluşu tarafından sertçe protesto edilmiştir. Hatta Tayland ve Yeni Zelanda gibi bazı ülkeler, GDO’lu ürünlerin ülkeye girişini yasak etmişlerdir.

GDO kendine ait olmayan, başka özelliklere sahip, ürünler üretir. GDO’nun üretmiş olduğu ürün, yararlı olabileceği kadar zararlı da olabilir. Zararlı ürün üreten GDO’yu tüketen, ya da onunla etkileşimde bulunan canlı GDO’dan etkilenmiş olur ve çevresine de bu etkiyi yayar. Örneğin; daha önce yapılan araştırmalarda, GDO’lu patates tüketen bir farenin zehirlendiği ve bağışıklık sisteminin çöktüğü görülmüştür. Ya da başka bir örnekle; genetiği tüketilmiş portakalı, portakala karşı alerjisi olan bir kişi tükettiğinde normalde beklenenden daha olumsuz etkiler yaparak, o kişiyi zehirleyerek ölüme kadar götürebilir. Yani GDO’lu besinler onları tüketenler için oldukça fazla tehlike arz etmektedir.

Dünyadaki tüm canlılar bir ekosistem üzerinde üzerindedir ve tüm canlıların hayatları bir zincirin halkaları ile birbirlerine bağlıdır. Yani siz bu zincirin halkalarından birine zarar verirseniz, bu zincirin diğer halkaları da bundan etkilenecek hatta belki de zinciri kopmaya kadar götürecektir.

GDO Nerelerde Bulunuyor?

Gezegenimizde bir çok genetiği değiştirilmiş ürün bulunuyor. Mısır, domates, patates, soğan, kabak, ayçiçeği, yer fıstığı, bazı balık türleri gibi.. Bunların dışında halen GDO çalışmaları devam etmekte olan ürünler de bulunuyor. Muz, ahududu, çilek, kiraz gibi… Aynı zamanda mısır ve soya genetiği değiştirilmiş organizmalar arasında ilk sıralarda yer alıyor. Bunlar dışında bunlarında yan ürünlerinde GDO olma olasılığı oldukça yüksek. Örneğin; mısırdan ve soyadan üretilen glikoz şurubu, fruktoz, sakkaroz gibi onların ürünleri olan; bisküvi, kraker ve bitkisel yağlar gibi besinlerin GDO taşıma riski bulunan ürünler arasında üst sıralarda geliyor.

Genetiği değiştirilmiş organizma yani GDO ne kadar da hayatımızın içerisindeymiş değil mi? Bizler, doğallıktan git gide uzaklaşıyoruz. 20. yüzyılda yaşayan insanların bir çoğu hangi meyvenin ve sebzenin gerçekte hangi mevsimde yetiştiğini bilmiyor. Bu durum git gide kötüye gidiyor, GDO araştırmaları devam ediyor. Bir taraftan besin ihtiyacı dururken diğer tarafta ülkeler zengin olmanın peşinde koşuyor ve GDO’ya yatırım yapıyor. Bu durum genetiği değiştirilmiş organizmaların sayısını arttırıyor. Bir bakıma GDO’nun gelişmesi devam ediyor diğer bir yandan da insanların, hayvanların ve bitkilerin sahip olduğu ata genler köreliyor. Bu durum nereye kadar bu şekilde gidecek? GDO atom bombasının etkilerini bizlere yavaş yavaş geçiren bir şeytan icadı mı? Yoksa insanlığın ve diğer canlıların genlerinin yavaş yavaş değişmesi ile birlikte yeni türlerin gezegenimizde ortaya çıkmasına ve gezegenimizde daha zeki daha barışçıl ve ileri görüşlü bir ırkın var olmasına neden olacak bir çalışma mı? Bunların cevabını ne yazık ki sizlere veremiyorum; ama bundan daha kötü olan bir durum var o da; GDO’nun sonuçlarını yaşayarak görecek olmamız.

Sizler de GDO hakkındaki görüşlerinizi yorum olarak bildirirseniz, birlikte bilgi alışverişi yapabiliriz.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
BİR YORUM YAZ