BilimGenelMakaleler

DNA’nın Annesi: Rosalind Franklin

Yirminci yüzyılda DNA’nın keşfi ile bilim dünyasında yeni bir çağ başlamış olduğu söylenebilir. 1953 yılında James Watson ve Francis Crick DNA‘nın sarmal yapısını keşfederek büyük bir başarıya imza atmışlardı. Fakat şöyle bir sorun vardı Watson ve Crick yaptıkları araştırmada kendilerinden önce DNA yapısını keşfeden, Maurice Wikins’le beraber DNA‘nın üzerinde X ışınları göndererek sarmal yapının röntgenini çeken Rosalind Franklin‘den hiç söz edilmiyordu. Watson ve Crick Rosalind’in X ışınları çalışmalarından yararlanarak çalışmalarını ilerletmelerine rağmen bu durumdan Rosalind’in hiç haberi olamamıştır. Bu durum zamanla anlaşılmış olsa da Rosalind Franklin X ışınları ile olan çalışmalarından dolayı 35 yaşında kansere yakalanan Franklin 37 yaşında dünyaya gözlerini yummuştur. Zamanla değeri anlaşılan biyofizikçi ve kristallografçı Rosalind Franklin DNA’nın Annesi olarak tarihe geçmiştir. Peki yıllarca göz ardı edilen Franklin’i beraber tanıyalım.

Rosalind Elsie Franklin Kimdir?

25 Temmuz 1920’de Londra’nın  Nottimg Hill kentinde 5 çocuklu yahudi bir ailenin ikinci çocuğu olarak dünyaya gelen Rosalind Franklin‘in tam adı Rosalind Elsie Franklin‘dir. Londra’nın sayılı fizik ve kimya eğitimi veren kız okullarından birinde okuyan Franklin, yüksek bir başarı gösterir ve daha sonra eğitim hayatında babasının engelleri ile karşılaşmıştır. Babası kızının sosyal güvenlik uzmanı olmasını isterken Rosalind bir bilim kadını olmak istiyordu ve bundan asla vazgeçmedi. 1938 yılında Rosalind Franklin Cambridge’de bulunan Newnham Koleji’ne girdi ve 1941 yılında fiziksel kimya alanından mezun oldu. Mezuniyetinden sonra 1941 yılında okulun mezunlar derneğinde çalıştı ancak bir yıl sürmeden ayrılan Franklin daha sonra kariyerine Kömür Değerlendirme ve Araştırmaları Birliğinde devam etti. Burada kömürün gözenekliliği hakkında yaptığı araştırmalar doktora tezinin temellerini oluşturdu. Çalışmalarını titizlikle sürdüren Franklin 1945 yılında Cambrigde Üniversitesin’de fiziksel kimya alanında doktorasını aldı.

Kariyerinin bir kısmını Paris’te geçiren Franklin burada Jacquens Mering ile birlikte 3 yıl boyunca X ışınları kırınımı üzerine çalıştılar. Böylece Franklin, bir maddenin atomlarını X ışınları yardımı ile kristal yapısını görebiliyordu. Bu çalışmalar sayesinde kömür alanında ki çalışmaları daha da ilerlemişti.

1951 yılında İngiltere’ye dönen Franklin Ocak ayında Tıbbi Araştırma Konseyi’nin biyofizik biriminde çalışmaya başladı. Üniversitede tek X ışınları uzmanı olan Franklin, Randall tarafından DNA üzerinde çalışmaya yönlendirilmiştir. Ve böylece Franklin’in DNA ile olan serüveni başlamışdı.

Franklin ve DNA

Randal tarafından DNA çalışmalarına yönlendirilen Franklin’in ekip arkadaşları olan Wilkins ve Gosling daha önceden DNA üzerinde çalışarak X ışınları ile incelemeye çalışıyorlardı. Ancak Randall, Franklin’in projeye öncülük edeceği detayını Wilkins ve Gosling ile paylaşmayı atlaması yüzünden Franklin ve Wilkins arasında gerginliğe neden oldu. Bu duruma rağmen Franklin ve Gosling DNA’nın A ve B formu olduğunu keşfettiler. Daha sonra Randall anlaşmazlıklardan dolayı Franklin’i takımdan almıştır. Wilkins B formunu araştırırken Franklin A formu üzerinde araştırma yapmıştır. Franklin, burada Fransa’da Mering’den öğrendiği X ışınları kırınım yöntemini kullanarak DNA‘nın yoğunluğunu, sarmal biçimini ve başka özelliklerini gözlemledi ve Franklin X ışınları sayesinde DNA‘nın  muazzam bir görüntüsünü dönemin şartlarına göre çok daha iyi bir  çözünürlükte elde etmiştir. 1951-1953 yılları arasında süren çalışmaları sırasında Rosalind Franklin‘in konumu dönemin cinsiyetçi görüşlerince erkek meslektaşlarının yanında sönük kalmıştı. 1953 yılında Cambridge Üniversitesi Cavendish Laboratuvarında çalışan Watson ve Crick diğer takımların çalışmalarından yaralanarak DNA‘nın B formu hakkında araştırma yapmaktaydılar. DNA‘nın B formunun moleküler modelini oluşturmaya çalışan Wotsan ve Crick ikilisinin çalışmalarında Franklin’in ve Wilkins’in çalışmaları öncü olmuştur. Önce Franklin’le görüşen ikili anlaşamayınca Wilkins’e yaklaşmışlardır. Bu durumda ise Wilkins, Franklin’den gizli  olarak Watson ve Crick’e Franklin’in X ışınları ile çektiği DNA fotoğrafını göstermiştir. Aslında Watson ve Crick ikilisinin modeline öncülük eden Franklin’in görseli olmuştur fakat Nobel Ödülünü alan ikili Franklin’den söz etmeyip Wilkins’den bahsetmişlerdir. Sonra ki yıllarda yapılan araştırmalar ile daha önce ki DNA, RNA çalışmaşrı ile kendinden söz ettiren Franklin DNA‘nın B formu hakkında bir çok bilgiyi yaptığı çalışmaların incelenmesi ile Watson ve Crick’ten önce edindiği daha sonradan anlaşılmıştır. 

DNA’nın Annesi

Rosalind Franklin‘in DNA ile olan yolculuğunda göz ardı edilmiş olsada yıllar içerisinde Franklin’in değeri anlaşılmış ve araştırmalarının değeri göz önüne serilmiştir.1956 yılında yaptığı çalışmalarda yüksek miktarda X ışınlarına maruz kalan Franklin kanser olduğunu öğrenir ve iki yıl kanserle olan savaşının sonunda 37 yaşında ki Franklin dünyaya gözlerini yummuştur. Yıllara kurban giden bunca bilginin ve emeğin sonucunu görmese de Franklin’in değeri 1968 yılında Crick’in yazdığı ‘Çift Sarmal’ kitabından sonra DNA tarihine yaptığı çalışmaların değeri ve katkısı anlaşılmıştır. Böylece tarihe DNA’nın Annesi olarak geçmiştir.

Teşekkür ederiz Rosalind Franklin dönemin şartlarına ve görüşlerine rağmen hiç bir zaman geri adım atmayıp her zaman bilime inandığın için.

Şeyma Ateş

Biruni Üniversitesi 2. sınıf Moleküler Biyoloji ve Genetik öğrencisiyim. Mühendsilik fakültesinde okuduğumdan ötürü mühendislik derslerini de almaktayım. Bölümümü %100 İngilizce okuyorum. Ayrıca İstanbul Üniversitesi'nde AUZEF Laborant Veteriner Sağlık bölümü 1.sınıf öğrencisiyim. Arkeogenetik, genetik, antropoloji ve tıbbi genetik alanları hakkında araştırmalar yapıyorum. Bu yaptığım araştırmları sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyarım.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir