BilimGenelMakaleler

Astrobiyoloji ve Tarihi Nedir?

Google News Abone Ol

Astrobiyoloji Nedir?

Astrobiyoloji, Dünya’da var olan yaşamı, yaşam koşullarını, yaşamın başlangıcını araştırır. Bu bilgiler eşliğinde de diğer gezegenlerin yaşam koşullarıyla karşılaştırma yaparak, başka gezegenlerde yaşamın var olup olamayacağını araştırır. Zaten astrobiyoloji biliminin en önemli sorusuda şudur: “Dünya dışında yaşanılabilir başka bir gezegen var mıdır?”. Astrobiyoloji alanında çalışanlara astrobiyolog denir. Bir astrobiyolog yapacağı araştırmalarda astronomiden biyolojiye, mühendislikten astrofiziğe birçok farklı alanlarla ortak çalışır. Bu da astrobiyolojiyi multidisipliner bir bilim alanı yapar.

Çalışma Alanları

Canlılığın devamı için gerekli olan moleküllerin (örneğin proteinler) ve diğer gezegenlerden alınan molekül örneklerinin karşılaştırılması yapılır. Bunun için astrobiyologlar zamanlarının çoğunu laboratuvarlarda geçirirler. Aynı zamanda topladıkları örnekler tek bir noktadan değildir. Ekstrem çevre koşullarına sahip, örneğin aşırı sıcak/tuzlu, yerlerden aldıkları örnekleri incelerler. Bu sayede zorlu şartlarda hayatta kalan canlı mekanizmaları başka gezegenlerde yaşamı sağlayacak ipuçları verebilir.

Astrobiyologlar zamanlarının çoğunu laboratuvarlarda geçirirler.

Astrobiyolojinin Tarihi

Astrobiyolojinin gelişiminde NASA çok önemli bir yerdedir. 1958 yılında kurulan NASA çok kısa bir süre sonra yaşamın varlığını aramak adına çalışmalarına başladı. Tabii başta bu hiç kolay olmamıştır. Sonuçta robotik uzay programlarıyla ilgilenen bir yere biyoloji dalını katmak hiç de kolay değildi. Fakat kısa bir süre sonra uzay yolculuğunun mümkün olmasıyla birlikte Dünya’da var olan yaşamın başka gezegenlerde de olup olamayacağı sorusu daha da merak konusu oldu.

O yıllarda Nobel Ödülü almış olan Moleküler Biyolog Joshua Lederberg, Science dergisinde ki  röportajında “Ekzobiyoloji (astrobiyoloji), uzay yolculuğunun kendisinin gerçekleştirilmesinden daha fantastik bir şey değildir ve bunun bilim ve insan refahı üzerindeki etkilerini en iyi bilimsel anlayış ve bilgilerimizle keşfetme sorumluluğumuz var.” demiştir. Lederberg, astrobiyolojiyi destekleyen ve aynı zamanda uzayda yapılacak çalışmalar esnasında dış ortamın kirletilmemesinin ve bu konuda özenli davranılmasının taraftarıydı.

1960’lı yıllarda NASA, Ay’a ulaşma hedefinde görünse de aynı zamanda Mars’ta bir görev için çok yoğun çalışıyorlardı. Asıl amaç Dünya’nın ötesin de yaşam formlarına ulaşmaktı. O günlerde akıllara takılan şey ise dünya dışından gezegenimize gelecek olan yaşamın ne kadar ileriye götürülebileceğiydi. Yani, Mars’ta yaşama dair izlerin aranması çok merak edilen bir konu olsa da , oraya ulaşmak hala gizemli olan dünya dışı yaşamı ve yaşam kökenlerini biraz daha heyecana ve bilinmeyene ulaştırdı. Mars’tan görüntülerin alınmasıyla çorak ve kasvetli olan bu manzara hem hayal kırıklığına hem de kafa karıştıran başka bilimsel sonuçlara yol açtı. Yaşama dair bir iz başlarda bulunmasa da yıllar boyu farklı görevler için araştırmalar yapılmaya devam edildi. Bunların sonucunda normalde yaşaması mümkün olmayan ortamlarda büyüyüp gelişebilen mikrobiyal topluluklar keşfedildi.

İlk Büyük Keşif

İlk büyük keşif hidrotermal menfezlerde, Galapagos Adaları açıklarında derin okyanusta yapıldı. Bulunan yaşam formları yalnızca aşırı karanlıkta değil aynı zaman da feci derecede sıcak sularda yaşıyorlardı. Bu araştırmayla beraber dünyanın dört bir yanında var olan aşırı ortamlarda araştırmalar yapıldı. Yaşamın imkânsız göründüğü aşırı sıcak, soğuk, asitli, tuzlu ortamlarda ve radyoaktivitenin çok yüksek olduğu yerlerde bile canlıların var olduğu görüldü. Bu araştırmalar sayesinde yaşam hakkında bilgilerin çoğalmasının yanı sıra farklı gezegenlerde yaşamın da mümkün olduğu sonucuna varıldı.

Araştırmacılar uzayda yaşam için gerekli olan bazı temel yapı taşlarının çoğunu buldular. Örneğin Wild 2 kuyruklu yıldızı örneklerinde aminoasitlere rastlanıldı. Bilim adamları hem yaşamın genetiğini araştırdılar hem de laboratuvarlarda yaşamın kökenleri RNA’dan da geriye giderek yaratmaya çalıştılar. Fakat hala cansız maddelerin yaşama niteliklerini üstlenmesinin gizemi devam ediyor. NASA’nın ‘suyu takip edin’ misyonu ile yapılan araştırmalarda Jüpiter’in uydusu olan Europa’nın buzlu kabuğu altında tuzlu okyanusa rastlandı. Bu da ekstrem koşullarda yaşayabilen canlıların burada da var olabileceğini gösterdi.

Yine de çoğu kişi yaşamın dünya dışında var olabilmesi ile ilgili kanıtlara inanmadı ve reddetti. Bu da gösterdi ki tüm bu bulunanlar biyoloji olmadan açıklanamayacaktı. Ardından NASA Astrobiyoloji Enstitüsü, Baruch Blumberg ile kuruldu ve o günden beri astrobiyoloji ile ilgili çalışmalara fon sağlamaya devam ediyor.

NASA Astrobiyoloji Enstitüsü 1998 yılında NASA tarafından “astrobiyoloji alanını geliştirmek ve uçuş misyonları için bilimsel bir çerçeve sağlamak amacıyla” kurulmuştur.

Ayrıca 9 Kasım 2020’de yapılan açıklamayla da Astrobiyolog olan Betül Kaçar ve ekibinin ‘Evrende Yaşam Arayışı’ ile ilgili projesi NASA tarafından astrobiyoloji merkezlerinden biri seçildi. Kaçar, 5 yıl boyunca evrendeki yaşam arama çalışmalarına yön verecek olan ekibin liderliğini yapacak.

Ayşe Bilgili

Celal Bayar Üniversitesinde Biyomühendislik öğrencisiyim. Okumayı ve araştırmayı seviyorum. Öğrendiklerimden bir parça başkalarını da bilgilendirebilmek harika olacak diye düşünüyorum. İnanıyorum ki bilgi de mutluluk gibi paylaştıkça çoğalır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı